Bioshock İnfinite Oyun İnceleme

Sizden biraz düşünmenizi istiyoruz, acaba, bir ihtimal, Ay’a insan yollamayı başaran, istenildiği anda istediği her yere uydu atmayı bilen, karanlık kalmış gezegenleri keşfeden NASA, havada asılı durabilen şehirler kurabilmenin formülünü bulmuş olmasın?! (Dalga geçtiğimi anlayamayacak bir kitle olduğu için şurada uyarı yapmam gerekti maalesef.) Evet, böyle bir şey olduğu yok; en azından bildiğimiz kadarıyla! Ne var ki Ken Levine ve ekibi, şehirleri havaya asmanın bir yolunu bulmuş bile: Bilgisayar. Bilgisayar yardımıyla, Paint’te şehirler çizip bunları “3D artist” adındaki havalı insanlara vererek onların (3D artistlerin?) sanal âlemde gerçeğe (?) dönüşmesini sağlamış durumda Irrational Games ve bu başarılarına da bir isim takmışlar… BioShock Infinite! (Vurucu bir müzikle gelen oyun logosu.) BioShock Infinite bir FPS ve bu oyunda karşımıza çıkan adamları vuruyoruz. Olay bu kadar net ve ben 1990’lı yılların oyun dergisi yazarıyım. Bakın, devam edeyim o tarzda, nasıl sıkılacaksınız. BioShock Infinite, oyunculara sınırsız eğlencenin kapılarını aralamaya hazırlanıyor. (Şablon cümleler…) BioShock Infinite’de havada uçan şehirlerde büyük bir maceraya çıkacağız. (Atıyor; sadece bir tane şehir var.) Oyunda birçok silah bulunacak. (Müthiş önemsiz bir detay…) BioShock Infinite’de bu silahları düşmanlarımızı vurmak için kullanacağız ve bu sırada büyü güçlerinden de yararlanacağız. (Silahı başka ne için kullanacaktık?) Oyundaki amacımız, yolunu kaybetmiş bir kızı kurtarmak. (Yolunu falan kaybettiği de yok; bir kız ortadan kaybolmaya görsün, hemen “yolunu kaybetmiş!”) BioShock Infinite, tüm FPS türünü seven oyunculara, renkli grafikleriyle de hitap edecek gibi duruyor.

Air Conflicts Pacific Carriers Oyun İnceleme

Oyun dünyasının gelişmesiyle karşımıza hergün yepyeni oyunlar geliyor. Çıkan oyunlara baktığımızda oyun piyasasının teknolojik gellişmelerden birinci dereceden etkilendiğini açık bir şekilde görebiliyoruz. Bu günkü konumuzda da bu gibi gelişmelerden etkilenen ve ikinci Dünya Savaşı’nı konu alan Air Conflicts Pacific Carriers‘i tanıtacağız.

Air Conflicts Pacific Carriers, Pearl Harbor baskınıyla başlayan Pasifik Okyanusu’ndaki ABD ve Japon İmparatorluğu mücadelesini, iki tarafın penceresinden gösteriyor. Senaryo modunda iki tarafın bu süreçte neler yaşadığını ayrı ayrı, temel taşları ile anlatıyor. Bu moddaki görevlere başlarken komutanımız kısa bir görev öncesi bilgilendirmesi yapıyor. Bu brifinglerin metin ve seslendirme kalitesi ortalama olarak kalsa da daha çok vasatın altında diyebiliriz.

Bilgiyi aldık, kendimizi bir uçağın içine bulduk ama öncelikle belirtmeyelim ki tek bir uçağı uçurmuyoruz. Farklı uçak sınıflara ait timleri, uçaklar arası geçiş yaparak yönetiyoruz; hatta bütün deniz hava filosunu yönetiyoruz. Kruvazör yönetme şansımız bile var ama bu şansı kullanmamayı tercih ederim. Taret başına geçip ördek vurur gibi uçakları düşürmek oldukça sıkıcı. Onun için biz uçaklara geri dönelim. Örneğin, bombardıman uçaklarıyla görevlerimizi yaptıktan sonra sahneye avcı uçakları çıkıyor. Görev silsilesini tamamlayınca ana görevimiz bitiyor, bir sonraki oldukça ünlü çatışma görevine başlıyoruz. Her yeni ana görev açıldığında yanında yan görevleriyle birlikte geliyor.

Natural Selection 2 Oyun İnceleme

2 uzun zamandır oyun severlerin karşısına çıkmaya hazırlanan bir yapım. Beta süreci oldukça sıkıntı olan bu oyunun karşımıza gelmesi epey uzun bir zaman sürdü. Her türlü mod yapımına olanak sağlamak isteyen yapımcılar başka bir motora bağımlı kalmaktansa oturup kendi motorlarını yaratmayı tercih ettiler. Nitekim ortaya güzel bir yapım çıktı.

FPS ve RTS’nin ilginç bir karışımı olarak çıktı karşımıza Natural Selection 2. Oyunun ikinci bir özelliği de sadece multiplayer tabanlı olması. İki taraf mevcut oyunda: Marines ve Aliens. Maceranıza ilk adımınızı tabii ki bu taraflardan birini seçerek atıyorsunuz. Yalnız oyuna balıklama daldığınız zaman ne olup bittiğini anlamakta zorlanacağınızı tahmin ederekten öncelikle tutorial aşamasına bir göz atmanızı önereceğim. Gerçi burada sadece önemli ayrıntıları anlatan bolca video bulacaksınız, pratik yapma şansınız yok ama oyunun temel mantığını kavrayabilmeniz için de ne yazık ki bu videolara ihtiyacınız var.

FPS ve RTS demiştik, değil mi? Olayın FPS kısmını açıklamaya gerek yoktur sanırım. Bildiğiniz FPS işte ama bir FPS’nin içinde RTS detayları nasıl olur? Asıl önemli olan, bu sorunun cevabı işte. Takım oyunu üzerine dayalı bir yapım Natural Selection 2. Aslında bu durum her multiplayer FPS için geçerli ama Natural Selection 2, bu noktada tuhaf bir nüansla öne çıkıyor. Şöyle özetleyeyim: Oyunun FPS tarafı oyunculara, RTS tarafı da takım komutanlarına ait. “Takım komutanları”, evet… Her iki takımın birer komutanı var oyunda ve oyunun RTS tarafından bu arkadaşlar sorumlu. Genel olarak takımın ekipman ve silah ihtiyacını karşılayan, RTS oyunlarındaki “base” mantığına benzeyen bir sistem var. (Aslında bu biraz Marines tarafı için geçerli zira Aliens tarafı ayrı bir muamma.) Topladığınız kaynaklara paralel olarak işliyor bu sistem ve bu sayede yeni silahlar edinebildiğiniz gibi, olan silahlarınıza da geliştirebiliyorsunuz.

Zone of the Enders HD Collection Oyun İnceleme

Bu konumuzda sizlere müthiş bir oyunu tanıtacağız. Zone of the Enders HD Collection ismi verilen paket ile bizlere sunulan yapım 7′den 70′e tüm oyun severlerin oynayabileceği türden bir oyun olma özelliği taşıyor. Lafı fazla uzatmadan oyunumuzun detaylarına girelim.

Kojima Productions isimli oyun yapımcısının iki tane Z.O.E. oyununu HD olarak piyasaya sürdü geçtiğimiz ay. Üstelik bunları bir diskte satın almak isteyenleri de unutmadılar. Oyunu Xbox 360’a koyduktan sonra beni büyük bir heyecan sardı. Yeniden Jehuty’nin koltuğuna oturacak ve yeniden, çoğu oyunda göremediğimiz hızda bir aksiyonun tam merkezinde yer alacaktım.

Ne var ki bunlar olmadı… Meğerse yıllar Z.O.E.’ye hiç yaramamış zira oynanış, biraz eski kalmıştı. İlk Z.O.E.’de daha da kısıtlı bir hareket yelpazesine sahip lan robotumuz, ikinci oyun 2nd Runner’da daha iyi özelliklere sahip olsa da oynanış bana biraz basit geldi. Oysaki zamanında sanki yeterliydi tüm bunlar… Jehuty, düşmanlarına lazer silahıyla ateş edebilen ama daha çok yakın dövüşte işe yarayan bir robot. İlk oyunda bölümler genellikle tekrar ziyaret edilebiliyor ve şehri tehlikeye düşüren robotlara karşı gelebiliyorsunuz. İkinci oyunda ise “önceden planlanmış” sahnelerin sayısı çok daha fazla. 2nd Runner zaten ilk oyuna göre daha iyi bana sorarsanız ve ara sahneler olsun, kapışmalar olsun, daha çok tatmin ediyor. Sırf HD grafiklere yükseltildi diye bu oyuna para vermeye değer mi, inanın emin olamadım. Bu yapım bana daha çok, “Şimdi yeni bir Z.O.E. yapılsa ne kadar güzel olurdu.” dedirtti. Mecha’ların ve hızlı robot aksiyonlarının fanatiklerindenseniz, belki bu oyun hoşunuza gidebilir. Almadan önce mutlaka birkaç fragman izleyin.

Curiosity What’s Inside the Cube Oyun İnceleme

Adına bakıp aldanmamanız gereken bir oyun tanıtacağız bugün sizlere. Bir çok forum sitesinde oyunun daha önce incelemesini yaptığımız eski Curiosity‘e çok benzediği iddia ediliyor ancak yakından uzaktan eski Curiosity ile yapımın alakası olmadığını hatırlatalım. Yapımcıların Curiosity’yi tasarlarken ki amaçları, kendi deyimlerine göre tamamen bir sosyal deneyden ibaret ama bana soracak olursanız bunun adı tam anlamıyla “kediyi merak öldürür” deneyi. Ekranınızda bir küp var ve herkes küpün her yanındaki katmanları dokunarak patlatmaya çalışıyor. Küpe yakınlaşarak katmanı daha iyi incelediğinizde, patlatılan her bölge alttaki bir görseli açıyor ve inanın küpün içinden ne çıkacağı konusunda varsayımlar da her geçen gün artıyor. Oyun açıldığında iki günde bir küpün üzerindeki görseller ve patlatılacak renkler değişirken, bunların düzenli istatistiği ve matematiği tutulmaya başlandı bile. Belli bir düzende ve ekran boyutunda patlattığınız sürece bonus puanlar kazanıyorsunuz, bu da işin rekabet kısmını güdülüyor. Topladığımız altın sayısıyla bomba ve benzer şekilde alan patlatma araçları satın alıyoruz. Status, yani durum seçeneği altında da kaç kere küpün temizlendiğini, anlık kişi sayısını, patlatılan toplam alandaki mini küp sayısını ve bu tarz güncel detayları öğreniyoruz. Bütün bu küpleri tek tek ortaya çıkarıp küpün her yanındaki görselleri açmak dışında yaptığımız ahım şahım bir şey yok. İşin enteresan kısmı, hiçbir şey yapmıyormuş gibi görünürken bağımlısı olmanız. Dizi izlerken bile bir elim iPad ekranında, patlatıp durdum. Sonuç mu? Evet, bağımlılık yapıyor, katkıda bulunup bolca açtım ben de. Başıma ne geliyorsa meraktan zaten… Bakalım küpten ne çıkacak; gelin siz de tıklayıp durun ekrana, stres atmaya birebir.

Assassin’s Creed 2013 Oyun İnceleme

Aksiyon ve adventure… Her ikisinde de varım; hatta bunların içine biraz da epik ayrıntılar serpiştirin, beni benden almış olursunuz. Assassin’s Creed serisi tam da bu duygularla oynadığım bir seridir. Altair ile başlayan macera, Ezio di Frenze Auditore (Üşenmeden yazarım.) ile devam etti uzun süre. Müthiş bir hikâyenin içinde bulduk kendimizi bu arada. Özellikle Ezio çok sevildi ki kendisini ben de pek severim. Altair daha ağırkanlı ve daha karamsar bir karakterdi bana göre. (Karizması yerindeydi, o ayrı…) Ama Ezio… Doğumuna şahit olduk bir kere. Ellerinin, ayaklarının oynaması bizim sayemizdeydi. İstanbul’da uğurladık Ezio’yu ve Assassin’s Creed efsanesinin ikinci bölümü de böylece sona ermiş oldu. Yeni bir karakter ve bambaşka bir dünya bizi bekliyordu artık. Connor Kenway, bizi 1950’li yılların Amerika’sına
götürecekti.

Serinin üçüncü perdesini açan Assassin’s Creed 2013, 2012 yılında gördüğüm en iyi aksiyon / adventure oyunuydu, evet… Mesela Resident Evil 6 da bu klasmanda yer alabilir diye ummuştum ama adaylar arasına bile giremedi. Bunun haricinde de çok önemli başlıklar vardı tabii ki. Max Payne 3 vardı mesela ama Assassin’s Creed 2013 öyle bir oyunla karşımızdaydı ki istesek de, istemesek de sonuç bu olacaktı, yani zirveye yerleşecekti. Eh, bunun geçerli sebepleri de vardı tabii ki. İçerik açısından zengin bir halde çıktı karşımıza Assassin’s Creed 2013. O gemi savaşları, eminim ki yıllar sonra hatırlanacak ender sahnelerdir mesela. Connor’ın doğa koşullarına adapte hali, dövüş mekaniklerindeki yenilikler ve saymaya kalksam önünü alamayacağım daha bir sürü detay, işte bu oyuna ait.

Bu yıl oynadığınız en iyi oyunlardan birinin Assassin’s Creed III olduğunu inkâr edemezsiniz ama biz kendisini yılın en iyi aksiyon / adventure oyunu seçtik. Aslına bakarsanız, 2012’nin geneline baktığım zaman bu sonuca şaşırmıyorum. Birçok beklentimiz ya hazin sonuçlarla ortada kaldı ya da en azından beklentimizin altında çıktı ama Assassin’s Creed III, serinin devamına fazlasıyla layık bir oyun olarak ilerde belki torunlarımıza anlatacağımız bir hikâye olacak.

Rayman Origins Oyun İnceleme

Platform oyunlarını sadece benim için yapacaklar bir gün diye ödüm kopuyor. Neyse ki bazı eski dostları, bazı sanatçılar (Ubisoft tayfasına bir kıyak daha…) yeniden aramıza getirdiler. Rayman’i yepyeni ve bambaşka bir oyunla karşımda görmek beni fazlasıyla mutlu etmişti. Hani bir oyun bu kadar mı renkli olur… Son zamanlarda oynadığım en kaliteli platform oyunu oldu zaten Rayman, hem de bir bakışta… Sıra kendini rakipleri arasından seçmeye geldiğindeyse pek zorlanmadık açıkçası. Tabii ki bunların da sağlam gerekçeleri vardı.

Rayman Origins’i uzun uzun anlatabilirdim size ama kısa ve öz olmam gerekiyor. Rengârenk bir dünyayı muhteşem bir animasyon kalitesiyle ustaca sundu bize Ubisoft. Platform oyunlarının hala bir “tarz” olduğunu resmen ispatladı. Hani bazen her şey gerçeklik değildir, oyun oynarken fantastik ayrıntılar da önemlidir. Bazı fanteziler de Rayman gibi renkli ve eğlenceli olabiliyor mesela… Trine 2 gibi önemli bir başlık daha vardı listemizde ama kusura bakmasın, Rayman dururken pastadan büyük payı alamadı. Rayman Origins, 2012 yılının en iyi platform oyunu olarak bize anlatacak güzel bir hikâye daha bırakıyor.